4 Aralık 2009 Cuma

ÇOK BAŞLI PROVOKASYON KURAMI

Provokasyon, tuzaklı kışkırtma demektir. Örnek: Kurt sürüsüne köpekleri saldırtıp, kurt sürüsünü uçuruma yönlendirip, uçurumdan aşağı düşürüp yok etmek … Yani provokasyon; basit kışkırtmanın, kışkırtanın daha üstün amaçlarına doğrudan bağlı olan karmaşık, araçsal bir biçimidir.

Çok başlı provokasyon türü, Abd emperyalizminin temel yöntemlerindendir. Bu provokasyon türünde; provokasyona düşülse de düşülmese de provokasyona düşülmüş olur. Yani bu provokasyon türünde; provokasyona düşmek, provokasyona düşmemek ve başka provokasyonlar iç içe, birlikte sunulur ve tümü de yenilgiye açıktır; hangi seçenek seçilirse seçilsin sonuç yenilgi olacaktır. Çok başlı provokasyon türü, satrançtaki ‘’ açmaz’’ ve ‘’ çatal’’ denilen tuzaklara benzer. Yani ne yapılırsa yapılsın, karşı taraf, amacına ulaşmış olur, bu tuzaklarda; kurtuluş olanaksızdır yani. Askeri alanda ise, çok başlı provokasyon türü, çift yanlı pusuya düşmeye ve çembere düşmeye benzer. Satrançta yapılacak bir şey yoktur ama askersel alanda yapılacak çok şey vardır, bu tuzaklardan kurtulmak için. Pusuya ve çembere karşı eğitimli askerler, bunlardan kurtulma olanağına yüksekçe sahiptirler; eğitimsizseler yok olurlar. Yani kural yoksa çözüm de vardır demektir bu. Satrançta, mata düşülmüşse mat olunur yani yenilinir. Ama satranç tahtası ya fırlatılıp atılabilir ya da karşı oyuncunun kafasına çarpılabilir de. Yani istenirse bu olanaklar da vardır ama yenilgi yine de kesindir. Hukuk bu duruma; meşru müdafa hakkı, yaşam kurtarmak için mala zarar hakkı, ve haklı gasp ile yardım getirmiştir. Yani hukuk da var olma hakkının sınırlarını olağana göre genişletmiştir. Yani biri size silah çekmişse, ölmek zorunda değilsiniz ama ölmeyi de seçebilirsiniz. Bu durumda, yaşamayı seçmişseniz, meşru müdafadan yargılanırsınız; ölmeyi seçmişseniz, karşı taraf, cinayetten yargılanır. Askerlikte de, pusuya ya da çembere düşmüşseniz ya ölürsünüz ya teslim olursunuz ya savaşır ve kurtulabilirsiniz. Bu kurtuluş yollarını, psikopatlar, sosyopatlar iyi bilirler ve kullanırlar. Örnek: Bir dilenci, zabıtaya ya da polise yakalandığında, kucağındaki kiralık bebeği yere atıp, çocuğu zabıtanın ya da polisin yere attığını söyleyip kendini yerden yere atıp zabıtanın ya da polisin başını belaya sokabilir. Ya da size saldıran biri, sizin ona saldırdığınızı söyleyip sizden davacı olup mahkemeyi bile kazanabilir. Yani en zor, en kötü, en olanaksız durumlarda bile bir çözüm, çıkış yolu üretilebilir, yeter ki istensin.

Çok başlı provokasyondan kurtulmak, tek başlı provokasyondan kurtulmak gibi kolay değildir. Tek başlı provokasyonda, provokasyona düşmezseniz, sorun olmaz ama çok başlı provokasyonda, provokasyona düşmemek olanaksızdır çünkü provokasyon öyle ayarlanmıştır ki provokasyona düşseniz de düşmeseniz de düşmüş olursunuz. Ama burada, provokasyona düşmek, yenilgi anlamına gelmez; burada, tıpkı pokerdeki reste benzeyen bir durum yaratılabilir. Çok başlı provokasyondan kurtulmanın tek yolu, provokasyona düşmemek değil düşmektir ama bilimsel, ustaca, bilinçli düşmek yani saldırıdır, savaştır, meydan okumaktır.

Emperyalizm, Abd, Ab, Cia çok başlı provokasyon kurmayı çok severler. Bazı siyasi parti başkanları, kitlelerini, provokasyonlara düşmemelerini, sakin olmalarını söylerlerken gerçekte provokasyona düştüklerini anlamıyorlar. Gerçekte çok başlı provokasyona düştüklerini anlamıyorlar. Türkiye, batısında Abd ve Ab; doğusunda ise Ortadoğu ile çok başlı provokasyona alınmıştır. Yani batıya açılsa da, doğuya açılsa da, hiçbir yere açılmasa da provokasyona yani emperyalizm tuzağına, egemenliğine düşecektir. Batıya açılırsa, batı içinde yok olacak; doğuya açılırsa batı tarafından yok edilecektir; hiçbir yere açılmasa yine yok edilecektir. Provokasyonları hazırlayanlar dost değil düşmandır, önce bunu anlamak gerekir. Yani birileri size provokasyon hazırlamışsa, düşmanınızdır; düşmanınızsa da doğal olarak size provokasyonlar hazırlayacaktır. Bu acı gerçeği görmek gerekir önce; yani kim dost, kim düşman, dost nedir, düşman nedir, bilmek gerekir; yani sazan olmamak gerekir. Bunun ilk koşulu da bilimsel, onurlu, yiğit, mantıklı, ahlaklı olmaktır. Çünkü provokasyona düşen kişinin temel gücü de haklılığı da çamur atılamazlığı da bunlardan kaynaklanır. Böyle olmayan kişiler ve ülkeler, provokasyonun kolay ve temel avlarıdır. Dolandırıcılar bile kendilerinden hesap soracak kişileri dolandırmaktan korkarlar; pısırıksanız, en sevdikleri av olursunuz.

Diyelim ki emperyalistler yani Abd ve Ab; Türkiye’de öyle ya da böyle iç karışıklık çıkarıp ülkeyi bölmek ya da yıkmak istiyorlar. Ve bu amaca yönelik provokasyonlar hazırlıyorlar. Bundan kurtulmanın tek yolu; yeni gelin gibi susup oturmak ya da bir korkak gibi boyun eğmek değil provokasyonları kabul edip yani resti çekip provokatörlerinin istediklerini yapmaktır ama ava giderken avlanmak gibi onları, kendi provokasyonları ile yenmektir. Savaşda yenilgi ancak ya tümden yok edilmekle ya esir alınmakla ya da yenilgiyi kabul etmekle olur. Ortada sıcak bir savaş olmadığına göre emperyalizmin provokasyonlarına yenilmek; provokasyonlara düşmemekle değil yenilgiyi kabul etmekle olur ancak. Provokasyonlara düşmemek için sessiz, pısırık, edilgen kalmak ise zaten provokasyona düşmektir. Çoklu provokasyonda provakatör; provokasyona düşmemenizi değil doğru olanı yapmanızı başarı olarak görür çünkü çoklu provokasyonda ne provokasyona düşmemek olanaklı ne de doğru olanı yapmak kolaydır. Örnek: Emperyalizm sizin sokaklara dökülmenizi istiyorsa sokaklara döküleceksiniz ama bunu koyun gibi değil emperyalizme karşı bir harekete, savaşa, gösteriye, başkaldırıya dönüştürerek yapacaksınız; kendini yitirmişliğe değil. Yani emperyalizmin kışkırtmalarında, sokağa dökülünmeli ama hedefler, emperyalizmin gösterdikleri değil emperyalizmin kaleleri, simgeleri olmalıdır. Hani bazı Abd filmlerinde görürsünüz; başkalarını öldürmek için yapılmış bir robot ya da yaratık, yaratıcısını öldürür, başkalarını değil de.

Ülkede emperyalizm ve provokasyonları cirit atıyor ve emperyalizmin has uşağı teröristler ve yandaşları gösteri üstüne gösteri yapıyorken siyasi parti başkanları, kitlelerine ‘’ Aman sokaklara dökülmeyin, sakin olun, evinizde oturun,’’ diyorlarsalar , yasal ve kitlesel, emperyalizm karşıtı gösterileri düzenlemek yerine; ya emperyalizm ne demek bilmiyorlar ya dünyadan haberleri yok ya emperyalizmin yandaşlarından ya da doğa üstü güçlere inanıyorlar ve onlardan yardım bekliyorlar ya da normal üstü bir genel kültüre ve mantığa sahip değiller demektir ama emperyalizmin çok başlı provokasyonuna bilerek ya da bilmeyerek hizmeti seçmişler demektir. Doğal ki yıldırıma karşı bazıları paratöner kullanırken bazıları da ilahlara dua etmeyi seçebilirler. Çok başlı provokasyon, şantaja da benzer; şantaja boyun eğerseniz, kazanır mısınız? Çok başlı provokasyonda en yanlış şey, yanlış olanı yapmaktır ki bunun başında da usta olmamak ve yanlış hedefe saldırmak gelir. Provokasyonlarda, provakatörlerin en korktukları şey, yok edilmeleridir yani ava giderken avlanmalarıdır. Bu da ancak provokasyonlardan korkmakla, kaçmakla değil provokasyonun her türüne karşı önceden eğitimli olmakla olur. Provokasyonlara karşı savaşmak yerine, provokatörlere aracılık etmek, uymak çok yanlıştır çünkü provakatörler kendileri dışındaki herkesi kolayca harcarlar.

Türkiye emperyalizmce parçalanmak, yok edilmek, yıkılmak isteniliyor. Bunun çözümü, uysal koyun olmak, evde oturmak, sabır etmek, sakin olmak değil emperyalizmi kendi amaçlarından yani sokaklardan ve emperyalizmin kendini vurmaktır, yanlış hedefleri değil. Barbar, insanlık dışı, terörist, psikopat, sosyopat, mantıksız kitlelerle, ülke sokaklarının altını üstüne getiren emperyalizme karşı tek çözüm yolu; emperyalizmi sokaklardan ve kendi bağrından yiğitçe, ustaca, bilimsellikle, ahlakla, ulusallıkla, korkusuzca, binlerce, milyonlarca insandan oluşan kitlelerle vurmaktır. Ama gidip Atatürk heykellerinin önlerinde bağırıp çağırıp geri dönmekle, çelenk bırakmakla, havaya havaya bağırıp çağırmakla değil, emperyalizmin kalelerinin, temsilcilerinin önlerinde gerekeni yapmakla…Dinler tarihi buna, ‘’ Göze göz, dişe diş,’’ der. Halk da ‘’ Korkunun, ecele faydası yok,’’ ve ‘’ Yaptıkların yanına kar kalmayacak,’’ der.

Türk olmak, üniversite mezunu olmaya; emperyalizme uşaklık ise ana okuluna başlamaya benzer. Bu farkı; emperyalizme ve uşaklarına fark ettirmenin zamanı geldi artık. Bunu en son, Mustafa Kemal, Türk Kurtuluş Savaşı’nda fark ettirmişti. Aradan epey zaman geçmiş belli.

Necdet Gürçiftçi
2009-aralık